KUTLAMA YERİNE
Prof.Dr.İzzettin ÖNDER - Cumhuriyet 30.11.2001

Keşke Cumhuriyetin 78.yılında ve son anayasa değişiklikleri ile daha demokratik bir ortama adım attığımız söylendiği bir dönemde daha farklı şeyler yazabiliyor olsaydım! Doğru bir sanayileşme rayına girmemişiz; toplumun yarısına yakın bölümü tarım kesiminde; gelir düzeyimiz çok düşük; yıllık milli gelirimizin yarısını aşan miktarda bir borç yükü ile karşı karşıyayız; topladığımız vergi miktarını aşan bir faiz yükü altındayız, vs... Kısacası, içinde bulunduğumuz durum kötü olduğu gibi ileriye yönelik parlak bir işaret de görülmemektedir. Sorunlar bu denli derin ve yapısal ise izin verin de, bu yıl Cumhuriyetin yıldönümü kutlamalarını yüzeysel merasimler biçiminde değil de içinde bulunduğumuz durumu irdeleyerek, alışılmışın dışında ve farklı bir biçimde gerçekleştirelim.

Kafamdaki birinci konu, İçişleri Bakanı'na yönelteceğim bir sorudan oluşmaktadır. Konu şu: Geçen pazar günü Ümraniye Halkevi, beni güncel ekonomi konusunda “Krizler, IMF Politikaları, 11 Eylül Olayı, Afganistan Savaşı ve Türkiye'nin Konumu” başlıklı bir söyleşi için çağırdı. Oraya gittiğimde, sivil güvenlik güçlerinin kamerayla çekim yaptığını gördüm. Verilen bilgiye göre, tüm gün boyunca emniyet güçleri Halkevi'ni gözetim altına almış ve bunun üzerine tedirgin olan vatandaşların bir bölümü de söyleşiye katılmaktan çekinmiş. Sorum şu: Sayın bakan, bir üniversitemizde görevli, adı ve adresi belli bir öğretim üyesi, çok güncel ve halkı derinden ilgilendiren bir konu üzerinde, hiçbir gizliliği olmayan ve herkese açık bir kapalı yer toplantısına davet edilirse, bu organizasyonun böyle bir titizlikle izlenmesi toplumun ve öğretim üyesinin güvenliği ile mi ilgili, yoksa burada benim bilemediğim başka bir mesele mi var? Sayın bakan bu tür tavırlar, sizce son anayasa değişiklikleri felsefesi ile bağdaşmakta mıdır?

Türkiye'nin içinde bulunduğu durum, açıktır ki hiç de iç açıcı değildir. İç ve dış baskılarla çok zor günler geçiren ülkemizin tek çıkış umudu halk olması gerekirken ne yazık ki gerek iç hortumcuların ve ikinci sınıf patronların, gerek dış sömürücülerin baskılarına karşı bu güç harekete geçirilmek bir yana, tam tersine, şiddetle baskılanmaktadır. Aynı anda, Cumhuriyet'in 78.yılı kutlanmaktadır ve Meclis'te “Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur” ifadesi yer almaktadır. Sizce burada büyük bir çelişki yok mu?

Türkiye'yi bu duruma sürükleyenler ve bu olumsuzluklardan yarar sağlamaya yeltenenler yanında, ufak da olsa bir pırıltı olarak, topluma gerçekçi bir ayna tutarak, onu derinden sarsmak pahasına içine düşmüş olduğu durum hakkında düşünmeye itenler de az değil. Gürültülü basında Nazmi Kal ve Ferhan Şaylıman hazırladıkları programlarla Türkiye'nin içine düşmüş olduğu sorunları irdelemekte ve olası çözüm yollarını tartışmaktadırlar. Dr. İlhan Azkan , yakından şahit olduğum uzun ve zahmetli bir çalışma sonucunda, yirmiye yakın insanı bir araya getirerek bunları çeşitli ülke sorunları üzerindeki çalışmalarını “Ulusal Sorunlar ve Demokratik Çözüm Yolları” başlıklı bir kitapta toplayarak topluma sunmuş bulunmaktadır. Başka bir araştırmacı Hasan Erden de “Yeni Sevr Kuşatmasında Barış Kapanları” başlıklı çalışması ile çeşitli biçimlerde Türkiye üzerinde oynanan oyunları dile getirilmiş ve kamuoyunun bilgisine aktarma hizmeti görmüştür. Metin Aydoğan da “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” adlı çalışmasıyla Türkiye üzerindeki oyunları açığa çıkarmakta ve bunlar üzerinde toplumu düşünmeye yöneltmektedir. Tüm bu araştırmacılara minnet borçluyum; onlardan çok şey öğrendim.

Dünya nimetlerinin paylaşıldığı uluslararası kapitalist arenada her ulus, diğer uluslar üzerinde hegemonik ilişki kurmaya yeltenir. Bu durumda Türkiye kendi muhasebesini yapmak mecburiyetindedir. Türkiye, tüm çabalarına rağmen niçin sanayileşememiş; niçin ikinci sınıf ve dışa bağımlı bir ekonomik altyapı kurmuş; niçin bir türlü tarım toplumu olmaktan kurtulamamış, vs!.. Bunca emek ve yıllar sonunda niçin Türkiye, ekonomik yetmezlik ve yoksulluğa sürüklenmiştir!

Türkiye'nin bu durumundan kim sorumludur! Bu durumdan sadece siyasileri ya da sıkça dillendirilen yolsuzlukları sorumlu tutmak, gerçeklerin üzerini örtmektir. Zira, siyaset ekonomiyi değil, ekonomi siyaseti yönettiği gibi yoksulluk yolsuzlukların bir sonucu değil, yolsuzluklar yoksulluğun çarpıtılmış bir sonucudur. Aynen ABD'nin Afganistan aldatmacasında olduğu gibi ekonomik ve siyaset olaylarda cephe ile arka farklıdır. Gerçekte ABD, Afganistan'la savaşmadığı gibi insanlığa refah sağlamak için de savaşmamaktadır. Terör bahanesiyle en temel haklarımız daha da kısılacak ve kapitalist patronların hakimiyeti daha da artacaktır. İç politika ve uygulamada da aynı kural geçerlidir. Kandırmanın sonu yoktur, hele de çok ucuza satabildiğiniz gazeteniz, televizyonunuz ve akademik unvanlı ve bol paralı sözcüleriniz varsa!..