Metin Aydoğan 'ın “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” kitabı iki cilt ve toplam 1010 sayfa, büyük bir emeğin ürünü ve bir baş yapıt. USİAD'ın büyük ödülünü kazanmış. Kitabın birinci cildindeki ilk bölümünde, 20.yüzyıla girerken küreselleşmenin üretimde yarattığı karmaşık sorunlar, tarih bilinci içinde ele alınıp incelenmektedir. Bir gerçeği vurguluyor Metin Aydoğan : “Dünya, bol sermayeli yatırımcılar, borsa simsarları, banka yöneticileri ve kara para milyarderleri için küçülüyor, ama dünya nüfusunun dörtte üçü için hala çok büyük. Dünya küçülüyor, ama bütünleşmiyor. 20.yüzyılı anlamadan, günümüzde doğru adım atmak ve kendi geleceğine egemen olmak mümkün değildir”, diye düşünüyor. Sayın Aydoğan şöyle devam ediyor: “İki büyük dünya savaşının yaşandığı , ulusal bağımsızlık hareketlerinin hızla yayıldığı bir yüzyıl yaşandı. İnsanlık, tarihi boyunca ilk kez, eşitlik üzerine kurulu bir ülke yaratmayı denedi. 300 yıldır dünyayı egemenliği altında tutan gelişmiş sanayi ülkeleri ilk kez işgal ettikleri yoksul bir ülkeye boyun eğdiler.”
Metin Aydoğan , kitabındaki bu sözleriyle Kemalizmin 20.yüzyılın yazgısını betimlediğini vurgulamaktadır.
Haklı; çünkü, emperyalist ülkeler, Kemalizmi yenilgiye uğratmak için genç Türkiye Cumhuriyeti'nin Mısak-i Milli sınırları içinde yeniden parçalanmasının yöntemlerini iç ayaklanmalarla sağlamaya çalışmıştı.
Kitabın ikinci cildinde, Türkiye Cumhuriyetinin 1923 – 1938 dönemini Kemalist dönem, 1939 sonrasını ise Kemalist politikalardan uzaklaşma dönemi olarak nitelenmesinde de büyük haklılık payı var. Sayın Aydoğan 'ın bu nitelemesini birlikte okuyalım:
“Kemalizm, tarihsel olarak batı kapitalizminin kabuk değiştirerek dünyanın tümünü yatırım alanı haline getirmeye giriştiği bir dönemde ortaya çıkmıştır. Bu dönemde dünyanın yeniden paylaşımı için ilk büyük küresel çatışmanın yaşandığı, emperyalizmin yayılma evresidir. Emperyalizm yerleşik dünya sistemi haline gelmeden daha gençlik döneminde, Kemalizmle karşılaşmış ve yenilgiye uğramıştır. Kemalist Devrim, sömürge ya da yarı sömürge olarak büyük devletlerin egemenliği altında bulunan azgelişmiş uluslara, emperyalizmin yenilebileceğini göstermiş ve onlara örnek olmuştur. (O yüzden) Türk Devrimi'nin yarattığı bağımsızlıkçı etkinin, kendi ülkesinde ve dünyada ortadan kaldırılması; emperyalizmin 20.yüzyıl boyunca değişmeyen amacı olmuştur.”
Tarihin tozlanmış meşin kaplı kitabından bir sayfayı Metin Aydoğan gün ışığına açmakta ve Mustafa Kemal Atatürk 'ün ölümünden yalnızca 6 ay bile geçmeden, Türkiye'nin 12 Mayıs 1939'da İngiltere, 23 Haziran'da da Fransa ile bir bildiriye imza atmış olmasına ve Dışişleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu 'nun İngiliz Büyük Elçisine. “Türkiye'nin bütün nüfusunu batı devletlerinin hizmetine verdiğini” söylemesine değinmekte ve haklı olarak “Türkiye'nin Kemalist politikalardan ilk ödünü Atatürk'ün üzerinde en çok durduğu konulardan biri olan dış siyasette verdiğine ve bağımlılık ilişkisi doğuracak anlaşmalara imza koyduğuna” ilgiyi çekmektedir.
Bugünün Türkiyesinde ekonomik ve siyasal bağımsızlığın yitirilmesindeki sürecin köklerinin ne zaman ve nerelerden kaynaklandığı, 20.yüzyıl emperyalizminin 21.yüzyıla nasıl ve hangi araçlarla aktarılacağı konusunda Metin Aydoğan 'ın iki ciltlik yapıtı, ilgi çekici örneklerle doludur. Ve bir avuç aydın yurtseverin hangi koşullarda yeniden Kemalist ilkelere sahip çıkması, emperyalizmin karşısında daha bilinçli ve örgütlü olarak tavır alması,sonuna kadar direnmesi gerektiğini bu iki ciltlik yapıt bizlere yeniden anımsatıyor.
Metin Aydoğan 'ın, 9 Aralık kararlarına ilişkin makalesini aşağıda okuyucularımıza sunarken, onun bu iki ciltlik yapıtından söz etmeyi, kendimize ödev olarak verdik. Aydoğan 'ı kutlamak için sözcükler yetersiz kalmaktadır. |