Sevres Paylaşması 'nın arkasında, sadece yükselen Emperyalizm 'in Memâliki Mahrûsa-i Şahâne 'ye yönelik Pazar açlığı, petrol hesapları mı yatıyor? Pyrenee 'lerdeki Endülüs Emevileri 'yle, Viyana 'daki Osmanlılar arasında 'sıkıştırılmış' Batı Hıristiyanlığının, Ehl-i Salip mantığı da yok mu? O ki pozitif bilimlerin üretime uygulanması, Batı Hıristiyanlığına, yüksek bir sınai ve askeri teknoloji sağlamıştır; artık, Türkleri geldikleri yere göndermek, başlıca hedef!
Ehl-i Salip 'İncileri' ...
Metin Aydoğan , eserinde, Batı 'lı 'devlet adamları' ndan, asla unutulmayacak; - hiçbir zaman unutmamamız gereken 'inciler 'i, ardı ardına diziyor :
"... 19.yy biterken, Türkler için, İngiltere'nin yaşlı başbakanı Gladstone şunları söylüyordu : "İnsanlığın tek insanlık dışı tipi, Türklerdir' . 1919 yılında bir diğer İngiltere Başbakanı Lloyd George 'un görüşleri ise şöyle : 'Türkler, ulus olmak bir yana, bir sürüdür. Devlet kurmalarının ihtimali bile yoktur. Yağmacı bir topluluk olan Türkler, bir insanlık kanseri, kötü yönettikleri toprakların etine işlemiş bir yaradır.' ABD Başkanı Wilson 'ın isteği üzerine, 10 Ocak 1917'de bir araya gelen, ABD, İngiltere, Fransa ve İtalya, savaş amaçlarını açıkladılar. Bu açıklamada şunları söylüyorlardı : 'Uygar dünya bilmelidir ki, Müttefiklerin savaş amaçları, her şeyden önce ve zorunlu olarak, Türklerin kanlı yönetimine düşmüş halkların kurtulmasını ve Avrupa uygarlığına kesinlikle yabancı olan Türklerin, Avrupa'dan atılmasını içerir.' Bu açıklamadan altı ay sonra, İngiltere Başbakanı, şu açıklamayı yapar ; 'Türkler cennet Mezopotamya'yı çöle, Ermenistan'ı mezbahaya çevirmiştir. Mezopotamya Türk değildir, hiçbir zaman Türk olmamıştır. Mezopotamya'da bir Türk, bir Alman kadar yabancıdır..."
"Amerika'lı senatör Upshow, 1927 yılında ABD Senatosu'nda yaptığı konuşmada, şunları söylüyordu : '... Lozan Antlaşması, Timurlenk kadar hunhar, 'Müthiş' İvan kadar sefil ve kafatasları piramidi üzerine oturan Cengiz Han kadar kepaze olan bir diktatörün, zekice yürüttüğü politikasının bir toplamıdır. Bu canavar, savaştan bıkmış bir dünyaya, bütün uygar uluslara onursuzluk getiren bir diplomatik anlaşmayı kabul ettirmiştir. Buna her yerde Türk zaferi dediler..." (Metin Aydoğan, 'Yeni Dünya Düzeni, Kemalizm ve Türkiye' , Cilt II, S.823.)
Kemalizm 'in, Emperyalist 'Sistem' e karşı diyalektik yapısını ve evrensel çelişkisini daha iyi anlayabilmek için, elbette, Batı 'nın ve Batılı 'nın, bu Ehl-i Salip "evveliyatı" da unutmamak, hesaba katmak lazım, ama hepsi bu kadar mı? Elbette değil! Bir 'Mazlum Millet' , 'Ulusal Demokratik Devrim' modeli olarak, Kemalizm o kadar ilginç bir zaman ve yerde ortaya çıkmıştır ki; Metin Aydoğan , onun bu özgün niteliğine de parmak basmadan edememiş!
Yüzyıl, başladığı gibi bitiyor ..
"...Türk devriminin dünya siyasetine etkisi, bilinen ve sanılandan fazladır. Kemalizm, tarihsel olarak batı Kapitalizmi'nin 'kabuk değiştirerek' dünyanın tümünü yatırım alanı haline getirmeye giriştiği bir dönemde ortaya çıkmıştır. Bu dönemde dünyanın yeniden paylaşımı için, ilk büyük küresel çatışmanın yaşandığı, Emperyalizm'in yayılma evresidir. Emperyalizm yerleşik dünya sistemi haline gelmeden, daha 'gençlik' döneminde, Kemalizm'le karşılaşmış ve yenilgiye uğramıştır!.."
"...Kemalist Devrim, sömürge ya da yarı-sömürge olarak, büyük devletlerin egemenliği altında bulunan Dünya uluslarına, emperyalizmin yenilebildiğini göstermiş ve onlara örnek olmuştur. Batı, Türk Devrimi'nden sonra, denizaşırı ülkelere yönelik politikasını değiştirmek zorunda kalmıştır. Askeri işgale dayalı sömürgecilik dönemi sona ermiş, o güne dek sömürge ilişkileriyle baskı altında tutulan yoksul uluslar, teker teker, bu bağlardan kurtulmuşlardır. Ulusal Kurtuluş hareketleri, 20.yy'ın büyük bölümünde, dünya siyasetini etkileri altına almışlardır..."
"... Kemalizm, Emperyalizm çağında ulusal bağımsızlığını elde eden yoksul bir ulusun, ekonomiye ve sosyal gelişime dayanan gerçek kurtuluşunun kuramını oluşturmuş ve bu kuramı uygulamıştır. Kuram ve uygulamadaki özgünlüğü, Türkiye'yle sınırlı kalmamış ve evrensel bir boyut kazanmıştır. Kemalizm, uluslararası bir ulus hareketi yaratmıştır..."
"...Kemalist politikalar Türkiye'de, 1939'dan başlayan ve 1945'ten sonra yoğunlaştırılan girişimlerle, adım adım, uygulamadan kaldırılmıştır. Anti/Kemalist girişimlerin büyük bölümü dış kaynaklıdır. Türk Devrimi'nin yarattığı bağımsızlıkçı etkinin, kendi ülkesinde ve dünyada ortadan kaldırılması; Emperyalizm'in 20.yy boyunca değişmeyen stratejisi olmuştur..."
"...ancak Kemalizm'in temel kavramları, bugün yeniden konuşuluyor. Yeni Dünya Düzeni'nin yarattığı küresel sorunlardan şikayetçi olup çözüm arayanlar, ister istemez Kemalizm'e ulaşıyor. Bağımsız ulusal kalkınma, sosyal pazar ekonomisi, korumacılık, milli kambiyo, yerli üretim, denk bütçe, sosyal devlet, ulusal tarım ve madencilik... yalnızca Türkiye'de değil, dünyanın her yerinde araştırılıyor, tartışılıyor. Amerika'lı ekonomist Jeoffrey T.Berger, 'Yeni Dünya Düzeni' adlı kitabında, 21.yy.'a hangi koşullarda girildiğini, şöyle açıklıyor..."
Emperyalizm oldukça, Kemalizm de var ...
"...'20.yy'a girerken, dinamik, yeni sanayileşmiş üç ülke, İngiliz İmparatorluğu'nun üstünlüğüne kafa tutmaya başlamışlardı. Özellikle Sanayi Çağı'nın gereklerine pek uygun düşen bu üç ülke, Almanya, Japonya ve Birleşik Amerika idi. Sömürgeleştirme ve sömürgecilikten kurtulma dönemlerinden, 2.Dünya Savaşı'ndan, Rusya'daki Marksist deneyimden sonra, 20.yy hemen hemen başladığı biçimde bitecek. Almanya Japonya ve Birleşik Devletler arasındaki ilişkiler, bir kez daha dünyanın geleceği açısından belirleyici olacak...' Azgelişmiş ülkelerdeki ulusçu eylemlerin oluşturduğu güç de hesaba katılırsa, Amerika'lı ekonomistin saptaması tamamlanmış olacaktır. Kemalizm'in, azgelişmiş ülkelerin günümüzdeki sorunlarına çözüm yeteneğini koruyarak hala yaşıyor olması, isteğe bağlı bir olgu değil, dünyanın içinde bulunduğu koşulların zorunlu bir sonucudur. (Buraya dikkat!). Kendisini yaratan koşullar ortadan kalkmadıkça, başarıları denenerek kanıtlanmış olan Kemalizm de doğal olarak ortadan kalkmayacaktır. Emperyalizm var oldukça, Kemalizm de var olacaktır..." (a.g.e. S. 821 - 822)
İşte asıl sorun, burada düğümlü: Emperyalizm çağında, gezegenin temel çelişkisi, 'Mazlum Uluslar' la, 'Zenginler Kulübü' arasında beliriyor; o halde, gerçek ve sağlıklı bir Sosyalizm 'e ortamı hazırlayacak asıl koşullar, bu çatışmanın 'sentezinden' ortaya çıkacaktır. |