". RAKAMLARIN İNSAFI YOKTUR"
Atilla İLHAN
 - Cumhuriyet - 27.02.2002

O yaz (hangi yaz?), Adnan Bey (Düvenci) kafasını o 'meseleye' takmıştı; ziyaretine kim gelirse, bir punduna getirip soruyor: "-. rejim, yirmi senede Türkiye'yi hatırı sayılır bir güç, kendine yeten bir ekonomi haline getirmeyi başardığı halde: neden Menderes ve şürekası, onu değiştirdiler?" Bilenler sorunun, Düvenci'nin Menderes'e 'şahsi' öfkesinden ileri geldiğini sanıyor; oysa Naci Ağbi (Sadullah) gayet ciddi bir cevap vermiştir: "-. Mustafa Kemal'in rejimi dirayet, haysiyet ve vekar rejimi idi; rüşvet ve irtikaba tahammül edemezdi; halbuki yeni iktidar, karaborsacı muhtekirlerin menfaatını koruyacak, değiştirmeden olur mu?" O akşam, vapurla Karşıyaka'ya geçiyorum; aydınlık bir yaz akşamı, güneş batmış; ufukta (pembe, turuncu, eflatun) bir renk cümbüşü; içimde yine o soru: "-başarısını dünyaya kanıtlamış bir rejim niye değiştirildi?"

Beş yıl sonra, Ankara'da; Tunalı Hilmi'deki yayınevi ofisinde, İlhami'yle (Soysal) aynı konuya bulaşıyoruz; esnaf kahvelerinde, fakülte kantinlerinde öğrencilerin katledildiği, o dağdalı günler! Bence değiştirmenin asıl nedeni, Kemalizm'in iki ana ekseninden kaydırılmış olması, 'Hürriyet' (Özgürlük) ve 'İstiklal' (Tam Bağımsızlık)!; bir manada, artık boşa çalıştırılması! Bu ortam oluştu mu, o faşizan alaca karanlıkta, yarasalar mutlaka belirir. Karşımdaki masada İlhami (Soysal) başı kalın bir duman halesinde kaybolmuş gözleriyle gülümseyerek başka, daha somut bir gerçeği işaret ediyor: "-. serbest pazar ekonomisi, 'açık kapı politikası' anlamına gelir; -yerli ortaklarıyla beraber- Türkiye'yi yeniden yemeye başlayacak!..."

Ne dersiniz? Yoksa Metin Aydoğan'ın -rakamlarını da vererek- kitabında sergilediği, bu yeni 'sindirilme' süreci midir?

O şanlı cumhuriyet kuruluşları.

Tesbit/1. ". önce Cumhuriyet'in tarım ve işletmeleri 'işlevsizleştiriliyor'; 80'li yıllardan itibaren ya kapatılıyorlar, ya satılıyorlar ya da yoğun bir adam kayırma uygulamasıyla hantallaştırılıyorlar; bu rantabilite'i yok ediyor: Cumhuriyet'in 'ulusal tarım gücü' yönetim ve planlamadan nasıl yoksun bırakılmıştır bakar mısınız?

a) 1984'te Türk tarımına can veren Ziraat İşleri Genel Müdürlüğü, Zirai Mücadele Genel Müdürlüğü, Hayvancılığı Geliştirme Genel Müdürlüğü, Gıda İşleri Genel Müdürlüğü, Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü, Su Ürünleri Genel Müdürlüğü; ayrıca toprak ıslahı ve erozyon konusunda, üst düzeyde nitelikli hizmet veren Toprak/Su Genel Müdürlüğü kapatılıyor. b) Hepsi bu mu, hayır! Arada, adlarını duyar duymaz, bilinmez ne çeşit çağrışım zincirine dolaştığımız o Cumhuriyet kuruluşları, yâni Süt Endüstrisi Kurumu, Et/Balık Kurumu, Zirai Donatım Kurumu, 'özelleştirme' etiketi altında satılıyor; yeni sahipleri o kuruluşların ve ideallerinin çapında olmadıklarından, bazılarını kapatıp, tesisleri çürümeye terk ediyorlar. c) En önemlisi elbette, 'tarım bilincinin' tahribi. 80'li yıllardan itibaren, Tarımsal Ürün Planlaması'ndan vazgeçilecektir; artık hakiki müstahsil köylümüz, ne ekip biçeceğini kestiremez olur, ciddi bir şaşkınlığa itilmiştir..."

Tesbit/2. "... 'Tarımsal Ürün Planlaması'ndan vazgeçmek, 'ulusallık'tan vazgeçmek demekti; iş, ülkenin ekonomisini, 'Sistem'in 'güdümüne' bırakmaya dönüşünce, IMF ve Dünya Bankası'nın dayattığı programlarla tarımda 'ihracatçı' konumundaki Türkiye, şaşılacak bir sür'atle tarımda 'ithalatçı' derekesine düşürülüyor.

a) 1980 yılında, tarımsal ürün ihracatı, tarımsal ürün ithalatının 7 (yedi) katıdır. b) 1995 yılında ithalat ihracatı yakalar, eşit olurlar. c) 2000 yılındaki rakamlar ise şöyle: tarımsal ürün ihracatı, 3 milyar dolar; buna mukâbil, tarımsal ürün ithalatı, 4 milyar dolar!" (Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma, Kum Saati Yay. sf. 282)

Nasıl beğendiniz mi?
Hem üretim düşüyor, hem ihracat...

Peki ya üretim? Ya onun durumu? Bu konuda rakamlar, hiçbir yorum gerektirmeyecek kadar açık ve anlamlıdır.

Tesbit/3. "... 1980'de 851 bin ton olarak üretilmiş pamuk, 2000 yılında 739 bin tona düşüyor. 1990'da 355 bin ton olarak üretilmiş olan incir, 2000 yılında 290 bin tona düşmüştür. 1990'da 860 bin ton üretilmiş olan nohutun, 2000 yılındaki üretimi ancak 280 bin tondur. Aynı yıllar arasında, söz gelimi kırmızı mercimek üretimi 630 bin tondan 216 bin tona; yeşil mercimek üretimi, 216 bin tondan 73 bin tona; ayçiçeği üretimi ise 860 bin tondan 800 bin tona gerilemiştir...

Bu gerilemelerin önemli ve ortak nedenleri arasında, acaba şu ithalat rakamları zikredilmez mi? 1990'da 198 bin ton olarak ithal edilen pirinç, yüzde 277 artışla, 2000 yılında 450 bin ton olarak ithal edilmiştir. Aynı sürede mısır ithalatındaki artış yüzde 247,519 bin tondan 1.286 tona yükseliyor. On yıl önce sadece 14 bin ton olan baklagillerin ithalatı ise, inanılmaz bir artışla, tam tamına 432 bin tona yükselmiştir..." (a.g. kitap sf. 283)

O zaman soru şu: peki bu 'tesbitler', münhasıran Metin Aydoğan'ın 'tesbitleri', bundan çıkan kötü sonuç, yalnız ona mı ait? Hayır, alınız Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nden Doç.Dr. Bülent Gülçubuk'un 'tesbitleri'ni ve vardığı 'sonucun' vahameti aynıdır:

"... izlenilen tarım politikaları sonucunda, Türkiye kendine yeter ülke konumunu yitiriyor, gittikçe dışalımcı bir ülke durumuna düşüyor; nüfusunun önemli kısmının beslenmesi kötü, kırsalda gelir giderek azalmaktadır; tarım politikalarını, 'dışsal faktörler biçimlendiriyor'; tarım piyasamız, uluslararası tekellerin eline geçmektedir..."

Ne denmiştir: 'aklın yolu bir', sonuç da aynı!

O yaz (hangi yaz?), Adnan Bey (Düvenci) kafasını o 'meseleye' takmıştı; ziyaretine kim gelirse, bir punduna getirip soruyor: "-. rejim, yirmi senede Türkiye'yi hatırı sayılır bir güç, kendine yeten bir ekonomi haline getirmeyi başardığı halde: neden Menderes ve şürekası, onu değiştirdiler?" Bilenler sorunun, Düvenci'nin Menderes'e 'şahsi' öfkesinden ileri geldiğini sanıyor; oysa Naci Ağbi (Sadullah) gayet ciddi bir cevap vermiştir: "-. Mustafa Kemal'in rejimi dirayet, haysiyet ve vekar rejimi idi; rüşvet ve irtikaba tahammül edemezdi; halbuki yeni iktidar, karaborsacı muhtekirlerin menfaatını koruyacak, değiştirmeden olur mu?" O akşam, vapurla Karşıyaka'ya geçiyorum; aydınlık bir yaz akşamı, güneş batmış; ufukta (pembe, turuncu, eflatun) bir renk cümbüşü; içimde yine o soru: "-başarısını dünyaya kanıtlamış bir rejim niye değiştirildi?"

Beş yıl sonra, Ankara'da; Tunalı Hilmi'deki yayınevi ofisinde, İlhami'yle (Soysal) aynı konuya bulaşıyoruz; esnaf kahvelerinde, fakülte kantinlerinde öğrencilerin katledildiği, o dağdalı günler! Bence değiştirmenin asıl nedeni, Kemalizm'in iki ana ekseninden kaydırılmış olması, 'Hürriyet' (Özgürlük) ve 'İstiklal' (Tam Bağımsızlık)!; bir manada, artık boşa çalıştırılması! Bu ortam oluştu mu, o faşizan alaca karanlıkta, yarasalar mutlaka belirir. Karşımdaki masada İlhami (Soysal) başı kalın bir duman halesinde kaybolmuş gözleriyle gülümseyerek başka, daha somut bir gerçeği işaret ediyor: "-. serbest pazar ekonomisi, 'açık kapı politikası' anlamına gelir; -yerli ortaklarıyla beraber- Türkiye'yi yeniden yemeye başlayacak!..."

Ne dersiniz? Yoksa Metin Aydoğan'ın -rakamlarını da vererek- kitabında sergilediği, bu yeni 'sindirilme' süreci midir?

O şanlı cumhuriyet kuruluşları.

Tesbit/1. ". önce Cumhuriyet'in tarım ve işletmeleri 'işlevsizleştiriliyor'; 80'li yıllardan itibaren ya kapatılıyorlar, ya satılıyorlar ya da yoğun bir adam kayırma uygulamasıyla hantallaştırılıyorlar; bu rantabilite'i yok ediyor: Cumhuriyet'in 'ulusal tarım gücü' yönetim ve planlamadan nasıl yoksun bırakılmıştır bakar mısınız?

a) 1984'te Türk tarımına can veren Ziraat İşleri Genel Müdürlüğü, Zirai Mücadele Genel Müdürlüğü, Hayvancılığı Geliştirme Genel Müdürlüğü, Gıda İşleri Genel Müdürlüğü, Veteriner İşleri Genel Müdürlüğü, Su Ürünleri Genel Müdürlüğü; ayrıca toprak ıslahı ve erozyon konusunda, üst düzeyde nitelikli hizmet veren Toprak/Su Genel Müdürlüğü kapatılıyor. b) Hepsi bu mu, hayır! Arada, adlarını duyar duymaz, bilinmez ne çeşit çağrışım zincirine dolaştığımız o Cumhuriyet kuruluşları, yâni Süt Endüstrisi Kurumu, Et/Balık Kurumu, Zirai Donatım Kurumu, 'özelleştirme' etiketi altında satılıyor; yeni sahipleri o kuruluşların ve ideallerinin çapında olmadıklarından, bazılarını kapatıp, tesisleri çürümeye terk ediyorlar. c) En önemlisi elbette, 'tarım bilincinin' tahribi. 80'li yıllardan itibaren, Tarımsal Ürün Planlaması'ndan vazgeçilecektir; artık hakiki müstahsil köylümüz, ne ekip biçeceğini kestiremez olur, ciddi bir şaşkınlığa itilmiştir..."

Tesbit/2. "... 'Tarımsal Ürün Planlaması'ndan vazgeçmek, 'ulusallık'tan vazgeçmek demekti; iş, ülkenin ekonomisini, 'Sistem'in 'güdümüne' bırakmaya dönüşünce, IMF ve Dünya Bankası'nın dayattığı programlarla tarımda 'ihracatçı' konumundaki Türkiye, şaşılacak bir sür'atle tarımda 'ithalatçı' derekesine düşürülüyor.

a) 1980 yılında, tarımsal ürün ihracatı, tarımsal ürün ithalatının 7 (yedi) katıdır. b) 1995 yılında ithalat ihracatı yakalar, eşit olurlar. c) 2000 yılındaki rakamlar ise şöyle: tarımsal ürün ihracatı, 3 milyar dolar; buna mukâbil, tarımsal ürün ithalatı, 4 milyar dolar!" (Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma, Kum Saati Yay. sf. 282)

Nasıl beğendiniz mi?

Hem üretim düşüyor, hem ihracat...

Peki ya üretim? Ya onun durumu? Bu konuda rakamlar, hiçbir yorum gerektirmeyecek kadar açık ve anlamlıdır.

Tesbit/3. "... 1980'de 851 bin ton olarak üretilmiş pamuk, 2000 yılında 739 bin tona düşüyor. 1990'da 355 bin ton olarak üretilmiş olan incir, 2000 yılında 290 bin tona düşmüştür. 1990'da 860 bin ton üretilmiş olan nohutun, 2000 yılındaki üretimi ancak 280 bin tondur. Aynı yıllar arasında, söz gelimi kırmızı mercimek üretimi 630 bin tondan 216 bin tona; yeşil mercimek üretimi, 216 bin tondan 73 bin tona; ayçiçeği üretimi ise 860 bin tondan 800 bin tona gerilemiştir...

Bu gerilemelerin önemli ve ortak nedenleri arasında, acaba şu ithalat rakamları zikredilmez mi? 1990'da 198 bin ton olarak ithal edilen pirinç, yüzde 277 artışla, 2000 yılında 450 bin ton olarak ithal edilmiştir. Aynı sürede mısır ithalatındaki artış yüzde 247,519 bin tondan 1.286 tona yükseliyor. On yıl önce sadece 14 bin ton olan baklagillerin ithalatı ise, inanılmaz bir artışla, tam tamına 432 bin tona yükselmiştir..." (a.g. kitap sf. 283)

O zaman soru şu: peki bu 'tesbitler', münhasıran Metin Aydoğan'ın 'tesbitleri', bundan çıkan kötü sonuç, yalnız ona mı ait? Hayır, alınız Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi'nden Doç.Dr. Bülent Gülçubuk'un 'tesbitleri'ni ve vardığı 'sonucun' vahameti aynıdır:

"... izlenilen tarım politikaları sonucunda, Türkiye kendine yeter ülke konumunu yitiriyor, gittikçe dışalımcı bir ülke durumuna düşüyor; nüfusunun önemli kısmının beslenmesi kötü, kırsalda gelir giderek azalmaktadır; tarım politikalarını, 'dışsal faktörler biçimlendiriyor'; tarım piyasamız, uluslararası tekellerin eline geçmektedir..."

Ne denmiştir: 'aklın yolu bir', sonuç da aynı!