SONUÇ

İlk kez, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sonunda, imzalanan Yeşilköy Antlaşması‘yla ortaya çıkan Batı Trakya sorunu, Lozan Barış Antlaşması imzalanana kadar sürmüştür. Batı Trakya’daki siyasal ve askeri hareketlilik, 24 Temmuz 1923’de imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile son bulmuştur. Yine bu antlaşmayla, Batı Trakya Türklerinin hukuksal durumları belirlenmiş ve günümüzdeki biçimini almıştır.
Türkiye sınırına bitişik olan bu bölgede, nüfusun yüzde 84’ünü Türklerin oluşturmasından tedirginlik duyan Yunanistan, daha antlaşmanın mürekkebi kurumadan, Türk azınlığın haklarını zorla ellerinden almaya başlamış ve günümüze kadar süregelen baskı ve özümleme politikalarını, daha o zamandan uygulamaya koymuştur.
Atatürk’ün varlığından ve uyguladığı dış siyasetten dolayı, Yunanistan bu politikalarını yürütürken çok rahat davranamamıştır. Türkiye, Lozan’ın imzalanmasından sonra Batı Trakya Türklerini unutmamış ve azınlığın hakları, 1920 ve 1930’lu yıllar boyunca yapılan bir takım anlaşmalarla, güvence altına alınmaya çalışılmıştır.
Ancak, 1950’li yılların ortalarından sonra ortaya çıkan Kıbrıs sorunu ve buna bağlı olarak yaşanan 6-7 Eylül 1955 olayları sonrasında, Yunan yönetimleri, Türk azınlık üzerindeki baskısını gün geçtikçe artırmıştır.
Yunan yönetimleri, azınlık politikalarını onları göç ettirmek, bu başarılamazsa eritmek temel düşüncesi üzerine oturtmuştur. Bunu, bir devlet politikası haline getiren Yunanistan’da, yönetimler ve hatta rejim değişse bile bu politikalar ödün verilmeden ve sistemli bir biçimde uygulanmaya devam edilmiştir.
Yunan yönetimleri, azınlık politikalarının araçlarını, azınlığın elindeki toprakları alıp, yeni mülk edinmelerini de engelleyerek onları geçim kaynaklarından yoksun bırakmak, eğitim haklarını kısıtlamak yoluyla geri bıraktırmak, bölgenin altyapısına yatırım yapmayıp bölgeyi geri bırakmak, azınlık üzerinde korku ve baskı yaratarak göç ettirmek, tarihi eserleri ve azınlığa ait mülkleri tahrip etmek, azınlığı bir arada tutan dini ve diğer kurumları baskı altında tutarak veya yönetimlerini ele geçirerek azınlığın birliğini bozmak ve ekonomik açıdan zor durumda bırakmak olarak belirlemiştir.
Yunanistan’ın tek elden, devlet politikası olarak uyguladığı bu yöntemlere, Türkiye Cumhuriyeti karşı politikalar üretememiştir. Bunun sonucunda, Yunanistan bu politikalarında başarılı olmuş ve büyük yol almıştır. 1930’lu yıllarda, yüzde 84 nüfusa sahip olan Türkler, bu gün azınlık durumuna düşmüş ve aynı sorunları yaşamaya devam etmektedir.
Batı Trakya Türk azınlığı, Türkiye’nin kendi iradesiyle ve anlaşmalar yaparak sınırları dışında bıraktığı tek azınlıktır. Lozan Barış Antlaşması, resmen bir garantörlük sıfatı tanımamış olsa da, Türkiye gerek bu nedenden, gerekse tarihi bağları nedeniyle, bu insanlara karşı büyük bir sorumluluk içindedir. Ancak, Türkiye bu sorumluluğunu, özellikle Atatürk’ün ölümünden sonra tam olarak ve hatta hiç yerine getirememiştir.
Bunun nedeni, Türkiye’nin Batı Trakya’ya ait bir pol-tikasının ve stratejisinin bulunmayışıdır. Azınlığın karşılaştığı baskılar karşısında, zaman zaman çıkışlar yapılmış, ancak bunlar uzun erimli bir politika temeline dayanmadığı için yeterli olmamıştır.
Konunun özüne inildiğinde, sorunun tamamen hukuksal kökenlere dayandığı görülmektedir. Türkiye, Batı Trakya Türk azınlığının uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarını savunma konusunda yetersiz kalmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti, Batı Trakya ile ilgili partiler üs-tü bir ulusal politika ve strateji oluşturamamıştır. Bu politika belirlenemediği, Batı Trakya Türk azınlığının hakları uluslararası platformlarda dile getirilerek haklarına kavuşmaları için gerekli girişimlerde bulunulamamıştır.