Dünya egemenliği mücadelesi kesintisiz sürmektedir. ABD, “Oyunu ben kazandım!” propagandası yapmakta, diğer güç odakları ise kartların yeniden dağıtılmasını istemektedir.
ABD tarafından ortaya atılan Büyük Ortadoğu Projesi, yakın tarihte aşağıdaki süreci izleyerek ortaya çıkmıştır:
· Birinci emperyalist paylaşım savaşı,
· Birincisinin sonucu olarak ikinci emperyalist paylaşım savaşı,
· İkinci emperyalist paylaşım savaşlarının sonucunda SSCB aktörünün ön plana çıkması ile oluşan iki kutuplu dünyada Soğuk Savaş,
· “Glasnost ve Perestroika” sonucu SSCB’nin çözülmesi, Francis Fukuyama’nın “Tarihin Sonu Geldi!” iddiasında yer alan tek süper güç olarak ABD’nin kalması,
· 11 Eylül ile “tarihin sona ermediğinin” ortaya çıkması,
· ABD’nin statükoyu koruma ve olası rakiplerin önünü kesme çabası.
Soğuk Savaş sonrası Amerikan çıkarlarını ve bu çıkarlara yön veren güçlerin araçamaç bütünselliğini sağlayarak, yeni bir proje ile ortaya çıkmak kaçınılmaz olmuştur. Çünkü; ekonomik, siyasal, sosyal hangi açıdan bakılırsa bakılsın milenyumun başındaki gelişmeler, ABD için süper güç olgusuyla uyuşmayan bir eğilim göstermektedir. ABD, ürettiğinden fazlasını tüketmektedir. Bir tüketim devi olan ABD’nin bugün dorukta olan gücünün; stratejik zihniyet, kültürel, ahlaki, ekonomik vb. çeşitli yönlerden giderek daha çok erozyona uğramakta olduğu görülmektedir. ABD, tarihteki diğer süper güçler gibi, sorunlu olan ekonomisini ayakta tutmak için ulusal gücünün askeri boyutuna artık eskiden olduğundan daha fazla ağırlık vermektedir.
“Büyük Ortadoğu Projesi”nin 23 ülkede dönüşüm yapılarak yaşama geçirilmesi planlanmaktadır. Sözkonusu projesinin ilanında sözü edilen “dönüşümün (transformation)” ilan edilmiş olduğu dönemde aslında çoktan başlamış olduğu görülmektedir. Bu çalışmada, BOP’un hedefinde olan ülkelerde yaşanan karışıklıklar ve olayların birbiriyle ilişkisi sergilenmiştir. Başta Irak olmak üzere BOP kapsamında görülen çeşitli ülkelerde “Terör” ve “istikrarsızlık” yaşanmaktadır.
Bütün olan bitenlerin İsrail’in BİP’i ile de yakın ilişkisi olduğu ileri sürülmektedir. Amerikan ve İsrail politikalarının iç içeliği ve yaşananlar bu görüşe tam destek vermektedir. Bir görüşe göre, evanjelik neoconlar önderliğinde “Tek Dünya Devleti” kurulmaktadır ve bu krallık Kudüs merkezli olacaktır. Bu yürüyüşte, BOP bir araç olarak kullanılmakta, ABD ve NATO askersel gücüyle taşeron rolü oynamaktadır.
21inci yüzyıl başında, ABD halen bir süper güçtür, ama artık otoritesinin zayıflama sürecinde olduğu ve sözünün daha az dinlendiği görülmektedir. Artık yeni güçler, yeni rakipler vardır. Bu güçlerin içinde, Avrupa Birliği başta olmak üzere sürekli büyüyen Çin’in içinde olduğu ve Hindistan’ı içine almayı planlayan Şangay Altılısı1 bulunmaktadır. 11 Eylül, bu güçlerin gelişimini kontrol etmek amacıyla, jeopolitik ve jeostratejik fırsatlar yaratarak ABD’nin küresel işgal projesinin yaşama geçmesini sağlamıştır.
Derinlemesine incelendiğinde BOP’un aynı zamanda bir geçiş projesi olduğu görülecektir. Birtakım Amerikan kaynakları, bu geçişin 10 yıllık bir kesiti kapsayacağını söylemektedirler. ABD, “Büyük Ortadoğu Bölgesi”ne egemen olunca, “21inci yüzyılın büyük karşılaşması” için gereken konumlanma da tamamlanmış olacaktır. 21inci yüzyılın Amerikan yüzyılı olarak sürmesi için küresel güç olmaya aday; Avrupa Birliği, Çin, Rusya Federasyonu, Hindistan gibi birlik/ devletlerin gelişmelerinin kontrol edilmesi gerekmektedir. Bu kontrol konsepti; kültürel, siyasal, ekonomik ve askeri boyutlardan yaşam alanına uygulanmaktadır. Sözkonusu kontrol konseptiyle birlikte yeni yüzyılın başındaki kusurları da gözönüne alınarak, küresel egemenliğini sürdürmesi için ABD’nin yeni bir hegemonya projesine gereksinimi ortaya çıkmıştır. Bu da “Büyük Ortadoğu Projesi” olmuştur. ABD, “Büyük Ortadoğu Projesi”yle, Büyük Ortadoğu’ya özgürlük getirmeyi ve bölgeyi demokratikleştirmeyi hedef aldığını ileri sürmektedir.
Irak Harekatı, yeni “Önleyici Saldırı” veya bir başka deyişle “Önleyici Vuruş” doktrini uzantısında gerçekleştirilmiştir. Hedef, Irak’ı özgürleştirmek ve kitle imha silahlarını bulup yok etmek olarak açıklanmıştır. Bu hedefler, ABD’nin küresel güvenlik stratejisi içinde ele alınmaktadır.
ABD’nin yeni küresel stratejisi, çok kutupluluktan tek kutuplu dünyaya geçişin bir sonucu olarak, Amerikan üstünlük teorisini yansıtmayı sürdürmektedir. Bush, “Tarihin geri kalanı tarafımızdan yazılacaktır.” iddiasındadır.
Başka bir perspektiften bakıldığında “Büyük Ortadoğu Projesi”nin başta petrol olmak üzere enerjiyle de çok sıkı ilişkisi bulunduğu görülmektedir. Enerji ve su kaynakları ile yollarının kontrolü, ABD’nin sözkonusu stratejilerini ve küresel egemenliğini destekleyecek en önemli seçenektir. Sözkonusu projenin dinsel boyutundan bakıldığında ise dünya barışına tehdit koşullanmalar görünmektedir. Ancak dinsel etmenin proje üzerindeki ağırlığına karşın projenin arkaplanında yalnızca din yoktur. ABD’nin küresel egemenlik arayışını sürdürme gereksinimi bulunmaktadır.
Öte yandan, 11 Eylül’den sonra sahneye konan uygarlıklar kutuplaşması giderek hedefine ulaşmaktadır. ABD dahil tüm Batı, kendi halkınca giderek daha fazla nefret edilen “ötekilerin” yaşadığı coğrafyayı, buradaki yaşayan insanları kitlesel olarak, sosyolojik olarak bir bütün görmektedir. Bu tehlikeli bir durumdur. “Uygarlıklar Çatışması” ile kurgulanan yeni düzende, ne ilginçtir ki “postmodern gerici bir dinler çatışması dönemi” başlatılmıştır. Bu ortamın yarattığı “terörizm”, onu kurgulayanı da vuran bir silahtır. “Terörizm”, yakın erimde, devletlerin elindeki en tehlikeli askeri stratejik araç olma durumundadır. Buna ek olarak, Nükleer ve Biyolojik “terörizm” söylentisi de gündeme taşınmaktadır.
Türkiye, proje çerçevesinde “ılımlı İslam” ülkesi olarak görülmektedir. Bu yaklaşım, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleneksel yapısına uygun değildir. Yıllarca NATO’nun Güneydoğu kanadında özverili bir şekilde Sovyet tehdidini göğüsleyen Türkiye’nin de BOP içinde “dönüştürme” stratejsinin odağında olması endişe vericidir. Bu durumda, Türkiye’nin Atatürk’ten bu yana kazandığı 80 yıllık Cumhuriyet mirasının reddi sözkonusu olmaktadır.
Bugünkü, “hukuksuzlukgüççıkar” üçgeni, 21inci yüzyılda, hukuksuzluk ve kaosun egemen olduğu bir dünya yaratma adaydır. Umut edilir ki süper güç olmanın gereği yerine getirilerek hukukun yeniden ikmali sağlanır ve düzensizlik (disorder) yerine, gerçek bir düzenin (order) , “kaos“ yerine de “Kozmos’un” devreye gireceği “Yeni Bir Dünya Düzeni” kurulur.
Şimdiki stratejisini sürdürmesi durumunda, ABD’nin 21inci yüzyılda süper güç olarak ayakta kalabileceğini düşünmek zordur. ABD’nin çıkarı, İsrail’in güvenliğini kolaylıkla sağlamak için “yüzlerce yıllık düşman kardeşlerin barışmasında ve Uygarlıklar Çatışması tezini rafa kaldırmaktadır.” Ancak gidiş ters yöndedir. ABD, Ortadoğu’da eyaletleşme ve kabileleşme ile etnik parçalanmayı desteklemek yerine, öncelikle kalıcı bir Filistinİsrail barışını gerçekleştirmelidir. Bu ABD’ye inancın yeniden tesis edilebilmesi için önemli bir şanstır. BOP’un, Ortadoğu perspektifi dönüşüm yerine barış olmalıdır.
Sonuç olarak; Soğuk Savaş sonrası küresel belirsizliğin sürmesi, siyasal ve ekonomik yarışın daha da şiddetlenmesi beklenmektedir. Bundan sonra, yeni ve daha büyük krizlerin doğması şaşırtıcı olmayacaktır.
BOP’un ilanıyla, İstanbul’da dünya tarihinin yeni bir dönemi başlatılmıştır. “Büyük Ortadoğu Coğrafyası” rekabet alanı olarak, geleceğe dönük derinleşen yeni sorunlar yaratmaya adaydır. Irak’ın işgaliyle birlikte, “dördüncü dünya savaşı” süreci başlamıştır. Yeni işgallerin önünü açan “Büyük Ortadoğu Projesi”, ABD’nin üstünlüğünün sonunu getirecek, kaosa ve yeni sıcak savaşlara yol açacak bir “felaket” projesi gibi gözükmektedir.
|