BİTMEYEN OYUN ;
Mustafa Asoğlu Gazete Müdafaa-i Hukuk, 12.Ocak.2001

İnsanlık, dahi ülkemiz geçen günlerde yeni bir yüzyıla girdi. Bayram, yeniyıl tatili derken insanlarımız on gün boyunca ülkemizin binlerce sorununu bir yana bırakıp gönüllerince gezdiler, eğlendiler, dinlendiler...

Hakîr Antalya nam ilde oturduğumdan bir yerlere gitmeyip bu arada, işbu gazetenin değerli yazarlarından olan Metin Aydoğan'ın “Bitmeyen Oyun ve Türkiye'yi Bekleyen Tehlikeler 1919 – 1999” nam eserini okudum.

Genişletilmiş 5.baskısı yapılan ol eseri ülkesini seven herkesin okumasını dileyerek yazarın görüşlerinden bazılarını okuyucularımızla paylaşmak istedim.

Önce sayın yazarın yeni yüzyılla ilgili iki saptaması : “Kimilerine göre insanlık, zenginliği, eşitliği ve evrensel barışı gerçekleştirecek altın çağa girmek üzere. Üretilen değerlerin ulaşımında küresel bir devrim yaşanıyor. Sınırlar önemini kaybediyor, insanlar tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar birbirlerine yakınlaşıyor, enternasyonal bir uygarlık doğuyor.”

Bu olumlu görüş. Şu da ikincisi:

“Kimilerine göre ise; insanlar, yaşamsal gereksinimlerinin esiri olmadan, ruhlarının ezilmediği, özgür ve barışçı yaşam çevresini henüz yaratabilmiş değil. İçinde bulundukları koşullardan duydukları hoşnutsuzluk, gelecek umutlarını iyimser kılamıyor. Onları geçmişe özleme yöneltiyor. Dünyanın büyük bölümünde insanların yoksulluğu artıyor, az sayıdaki zengin ülke, ayrıcalıklarını kaybetmemek için her yolu deniyor. İnsanlık, tarihinin gördüğü en planlı ve en örgütlü sömürü altında.”

İşte bu iki görüş doğrultusunda düne bakılıyor, bugün değerlendiriliyor, geleceğe ışık tutuluyor. Işığın güçlü olması için binlerce Batı kaynaklı belge büyüteç altına alınmış : Ol belgelerle, şimdiye kadar görmekte zorlandığımız, dahi yüzlerce ayrıntı arasında ilişkileri kaybettiğimiz olguları ve gerçekleri görmek kişiyi hem sevindiriyor, hem de şaşırtıyor.

“Dün; ‘Doğu Sorunu', ‘Hasta Adam' tanımlamalarıyla bölüşülmek istenen Türkiye; bugün etnik ve dinsel ayrımlar, dış borçlar, tahkim anlaşmaları, özelleştirmeler ve gümrük birlikleri aracılığıyla paylaşılıyor.”

Siz bunun üstüne Avrupa Birliği dayatmalarını da koyun...

Çerçeve tam olsun.

Bir alıntı daha. Yazı 19 Ocak 1998 günü Almanya'da yayınlanan Süddeutsche Zeitung adlı gazetede yayınlanmış :

“On yıl içinde Türkler'in komşusu olan üç güçlü politik sistem battı ve sessiz sedasız yok oldu. Bu sistemler, en az Türkler'in kendi Kemalist modelleri kadar dayanıklı inşa edilmiş görünüyorlardı. İran'da Şah Monarşisi, Sovyetler Birliği'nin Politbüro Komünizmi ve Yugoslavya'daki federatif Balkan deneyimi. Rahatsız edici olan her üç devlet de Türkiye Cumhuriyeti ile paralellikler gösteriyor. Hepsi de dinsel ve etnik çelişmeler yüzünden yıkıldılar. Üstelik Türkiye'de her ikisi de var. Politik İslam ve Güneydoğu'daki Kürtler'in ayaklanması... Lenin'in devleti 73 yaşına basmıştı; Güney Slavlarınki 74 yaşındaydı. Atatürk'ün Cumhuriyet'i bu yıl hayli kritik 75. yaşına geldi.”

Ol küffarın bize, dahi Cumhuriyetimize bakışı bu.

İşte bunun için Yeniden Kuvva-i Milliye...

İşte bunun için Müdafaa-i Hukuk

Hüda alem böyle olmuştur vesselam.