Gazi'nin 'Cumhuriyeti' , o yılları yaşamış olanları, -siyasi tercihleri ne olursa olsun- basbayağı heyecana sürükler. Neden ? Bu 'neden' in cevabı, şiir olarak destan, nesir olarak dizi/roman; müzik olarak opera ya da senfoni şeklinde verilebilir. Ne var ki, hiç ummadığınız bir anda, hiç beklemediğiniz bir kitapta, karşınıza çıkıveren bir tek sayfa;öteki saydıklarımın hepsinden kısa fakat özlü olarak, o 'neden'in 'tarihi' gerekçesini açıklar.
Doğrusunu isterseniz, Metin Aydoğan 'ın 'Bitmeyen Oyun' unu okuduğum sırada, tadına doyamadığım şu 'özet' , hem beni tekrar o ürpertici heyecana sürükledi, hem de Türkiye 'yi, yıllardır yönettiklerini zanneden politikacı kısmının zavallılığını, bir kere daha düşündürdü; Dikkatle okuyup, devlet nasıl yönetilirmiş, bir daha düşünsünler!
Yoktan var etmek, ne demektir?
"...1929 Dünya Bunalımın olumsuz etkilerinden sakınmak için, 'devletçilik' politikaları yoğunlaştırıldı. Bütün dünyada büyük boyutlu bir kriz yaşanırken, Türkiye'de ekonomik büyüme sağlanıyordu. 1923 yılında 3.700 ton olan pamuklu dokuma, 1927'de 9.055 tona; 597 bin ton olan maden kömürü ise 1 milyon 593 bin tona çıkarıldı. 1923'te hiç üretilmeyen şeker, 1927'de 5.184 ton; 1932'de 27.549 ton üretildi..."
"... 1927 - 1932 arasında, çimento 24 bin tondan 129 bin tona, kösele 1.974 tondan 4.105 tona, yünlü mensucat 400 tondan 1.695 tona çıkarıldı. Elde edilen yerli üretimle, 1923'te ithal edilen kösele ve un, 1932'de hiç ithal edilmedi. Şeker ithalatı yüzde 37, deri ithalatı yüzde 90, çimento ithalatı yüzde 96.5, sabun ithalatı yüzde 96.5 oranında azaldı..."
"...Türkiye 1923 yılında 36 milyon dolar dış ticaret açığı verirken, bu açık 1931 yılında 300 bin dolara düşürüldü. 1936 yılında Türkiye 20.1 milyon dolar dış ticaret fazlası veriyordu. 1937 yılında Devlet Hazinesi'nde 26.107 ton altın, 1938 yılında 28.3 milyon dolar döviz stoku vardı..."
"... Kamu yatırımlarını esas alan 'devletçilik' politikaları ve bu politikaların ekonomik dayanakları olan KİT'ler, Türkiye'de çok başarılı olmuştu. Elde edilen sonuçlar bunu açıkça gösteriyordu ve bu başarı tamamen yerel kaynaklara dayanılarak elde edilmişti; üstelik, bağımlılık yaratacak dış borç alınmamış, karşılıksız para basılmamış ve 15 yıl boyunca denk bütçe gerçekleştirilmişti..."
"...Enflasyon 1922 - 1925 yılları arasında yıllık 3.2; 1925 - 1927 arasında yüzde 1'di. Türk parası yabancı paralar karşısında değer kaybetmedi. 1927 yılında 9.5 kuruş olan Fransız Frangı, 1929'da 7.7 kuruşa; 187 kuruş olan Amerikan Doları, 127 kuruşa düştü. Bunlar dünyanın en güçlü paralarıydı. Sınırlı miktarda alınan dış borç, ağırlıklı olarak demiryollarının devletleştirilmesinde ve devlet kibrit tekelinin yaratılmasında kullanıldı ve bu borçlar, Osmanlı'dan devralınan Düyun-u Umumiye borçlarıyla birlikte ödendi..."( Bitmeyen Oyun, Metin Aydoğan , s.83/84, İzmir)
Sizi bilemem ama, ben hayatım boyunca şu okuduğunuzdan daha güzel bir şiir okumadım; heyecanlanırsam, haksız mıyım?
O günden bugüne, bir 'atf-ı nazar'..
Yüreğim yırtılsa da, madalyonun öteki yüzünü çevireyim mi? Gazi'nin 'muhafaza ve müdafaa etmek' vazifesini, hepimize verdiği o cumhuriyet, yüzyılın son yılını tüketirken ne durumda; 'demokrasi' , 'insan hakları' , 'özelleştirme' ve 'küreselleşme' serüveni, onu nerelere getirmiş, görmek ister miydiniz?
"...her yönden sarılmış günümüz Türkiye'sinde durum herhalde 1919'dan daha iyi değildir. Sınırsız milli kaynaklar, yasal ya da yasal olmayan yollardan dışarıya bağlantılı din motifli örgütlere akıtılıyor. Kayıtdışı ekonomi, kara para ve uyuşturucu trafiği, neredeyse açık biçimde ve bütün hızıyla devam ediyor(...) Marmara Üniversitesi öğretim üyesi, Prof. Dr. Osman Altuğ, 'öldürücü virüs' olarak tanımladığı kayıtdışı ekonominin, Türkiye ekonomisi içindeki payının, yüzde 65 olduğunu söylüyor..."
"...Adalet Bakanlığı'nın verilerine göre Türkiye'deki eroin trafiğinin parasal tutarının sadece 1996 yılında 55 milyar dolar olduğu açıklandı. Bu miktar o yılki Türkiye bütçesine eşit. Bütçe açığı ulusal gelirin yüzde 15'ine ulaşmış durumda. Devletin 1999 yılındaki vergi gelirleri, borç faizlerine bile yetmiyor. Türkiye'nin 102.7 milyar dış, 51.3 milyar iç borç olmak üzere 164 milyar dolar borcu var. Özellikle Avrupa Gümrük Birliği'ne girdikten sonra, dış ticaret açığı çığ gibi büyüdü ve 1997 yılında Türkiye dış ticaret açığı vermede, ABD'nin arkasından dünya ikinciliğine yerleşti..."
"...6 milyon genç işsiz, bu rakam resmi verilere göre 23 milyon 48 bin olan (1998) işgücü sayısının, yüzde 26'sını oluşturuyor. Türkiye'nin gelir düzeyi en yüksek yüzde 5 nüfusunun (3 milyon 175 kişi) adam başına ortalama geliri 19.329 dolar, ancak en alt dilimde (19 milyon 700 bin kişi) bu gelir, sadece 789 dolar. En zengin yüzde 3, ulusal gelirin yüzde 30'unu alırken, en yoksul yüzde 20, bu gelirin yalnızca 4.9'unu alıyor. Türkiye'de yoksulluk sınırı altında yaşayanlar, 1987 yılında nüfusun yüzde 14.3'ünü oluştururken, bu oran 1994 yılında yüzde 21'e çıktı..."
"...Emniyet Genel Müdürü İstihbarat Dairesi Şube Müdürü Mahmut Karaaslan tarafından hazırlanan raporda, Türkiye'de bugün 15 silahlı bölücü, 33 silahlı solcu, 6 silahlı dinci ve 23 ayrı radikal grubun faaliyet gösterdiği belirtiliyor..." (Aynı eser, s. 61/62).
Elinizi kalbinize koyup da öyle söyleyiniz; siz hayatınız boyunca, bundan daha kötü, bundan daha acıklı bir Yeşilçam filmi gördünüz mü ?
Ben, hayır! |