“BİTMEYEN OYUN”
Erdin Günce - 20.01.2004
Dünya-Australia's Turkish Newspaper

Geçtiğimiz hafta “Çocuk Yüzlü Şiddet” başlıklı yazımda “Global Kirlenme'nin” merkezinde çekilmiş bir belgeseli konu etmiştim. İlgi duyanlar oldu, bu nedenle bu yapının farklı yönlerine, özellikle de Türkiye-Amerika ilişkileri sürecine değinmeyi uygun gördüm.

Bu kez çıkış noktamız Metin Aydoğan 'ın Bitmeyen Oyun-Türkiye'yi Bekleyen Tehlikeler adlı kitabı. Kitabı bana Atatürk Kültür Merkezi Başkanı Adnan Fırat verdi. Kurum olarak Türkiye'den belli sayıda getirmişler, kitap hemen tükenmiş. Benim elimdeki 22. baskısı. Bir solukta okudum.

Kitapta yer alan siyasi, ekonomik, kültürel saptamalar yıllardır “Uğruna ölümlere gidip gelinen” gerçekler. Son derece akıcı ve mükemmel bir sıralama ile bu gerçekler okuyucuya sunulmuş.

Birkaç temel noktaya değinelim: 20. yüzyıl başlarında dünyadaki sömürü düzeninden pay almak isteyen “özgürlük ülkesi” yeni dünya ABD, stratejisini ortaya koyar. Daha sonra üflemeli sazlardaki ustalığı ile dikkatleri üzerinde toplayacak olan Clinton da, belirlenen bu stratejiyi, aradan yüz yıl geçmesine karşın aynı sıcaklıkla sürdürecektir. Dönemin başkanı Wilson 1902 yılında şunları söylüyor (aynen kitaptan aktarıyorum) “Amerikan Kapitalizmi'nin temel hedefi, bütün zayıf ülkelerin hammaddeleri ve ulusal pazarlarını kendisi için açık bir kapı olarak tutmaktır. Bunun için diplomasi ve gerekirse zor kullanılmalıdır.” Görüldüğü gibi işin temeli, dünyaya açılmak zorunluluğu ve bunun gerçekleşmesinde her türlü uygulamanın mübah sayıldığıdır. Wilson'nun yaklaşık yüz yıl sonra Georgia Eyaleti milletvekili Bob Barr bu düşünceyi ABD Temsilciler Meclisi'ne verdiği bir yasa önerisiyle teyit ediyor. Kitaba göre Barr, “gerekirse kişilere yönelik suikast düzenlenmesine olanak vermek için” bir yasa teklifi hazırlıyor ve meclise sunuyor. Ayrıca The Washington Times Gazetesi'ne de şu açıklamada bulunuyor: “Kendimizi kandırmayalım. Yakın tarihimizde görüldüğü gibi ABD, gerektiğinde çıkarlarını korumak için; dünyanın her yerinde, herşeyi yapmaya hazırdır. Benim tasarım yasalaşırsa, gerektiğinde suikast düzenlenebilmesine yönelik yasal boşluğu dolduracaktır.”

Yirminci yüzyılın başlarında belirlenen prensiplerin, günün gelişmelerine, ülkelerin iç süreçlerine uygun biçimde günümüzde de ortaya konuluyor olması, emperyalizmin ne denli istikrarlı (!) olduğunu göstermiyor mu? Peki ya hareketin karşıtları o denli kararlı ve direngen olabilmişler mi? İşte sorun bu noktada! Kendimizden örnekleyelim: Yıllar yılı tavırlarıyla karikatüristlerimize malzeme olan Süleyman Demirel 'in işlevinin ne olduğunu, nasıl ve kimler tarafından ülkenin başına getirildiği unutularak kendisine son dönem methiyeler düzen, güya aydınlık yazarlar çıkmamış mıdır? İşte Süleyman Demirel 'in Bitmeyen Oyun'dan ümüğümüze nasıl çöktüğünün fragmanı: (Kitapta aynen) “Demirel, 1954 yılında kurulan Dwight D. Eisenhower Vakfı'nın burs verdiği ilk yabancıdır.”... 13 Şubat 1965 günü, AP oylarıyla bütçesi reddedilen İsmet İnönü Hükümeti istifa etti. Aynı gün yayınlanan New York Times şunları yazıyordu: “İnönü Hükümetinin düşürülmesine karar verilmiştir. Demirel, Türkiye'nin siyaset ufkunda yeni bir yıldızdır. Mr. Demirel, Eisenhower bursuyla bir zamanlar Amerika'a eğitim yapmış olağanüstü zeki bir mühendistir.”

Buna karşılık bir başka Amerikan bursu ile okuyan Prof. Mümtaz Sosyal için ülke çıkarlarını savunan yazı ve çıkışlarından ötürü ABD Milli Eğitim Bakanlığında “görev” yapan “uzman” Amerikalılardan biri şunu söylemişti: “Nasıl Olur? Mümtaz Sosyal, Ford bursuyla Amerika'da okudu böyle şeyler nasıl yazabilir?”

Bitmeyen Oyun 'da Cumhuriyet Türkiye'sinin kalkınmaya, kendi iradesini kullanmaya, bağımsızlığını tam anlamıyla elinde tutmaya yönelik çabalarının nasıl önlendiğini, yozlaştırıldığını gösteren çarpıcı örnekler var. Kitabı okuduktan sonra resmin eksiklerini bulmak son derece kolay. Tabi nerden baktığımıza ve ışığı iyi değerlendirip değerlendiremediğimize bağlı olarak.

Yayılmacı anlayışın, emperyalizmin günümüzde tavrı daha da sertleşmiştir. Her türlü insanlık dışı senaryoları hiç bir kurumu dinlemeksizin ortaya koymaktadırlar. Bu durumu yine Bitmeyen Oyun 'dan bölümlerle örnekleyelim: Küreselleşmeci profosör Jeffry E. Garten ABD'nin bugünkü durumunu kaygı ile şöyle açıklıyor: “ABD bugün ikinci sınıf bir ülke olma tehlikesiyle karşı karşıyadır. Yaşam standartı, sürekli düşmektedir, toplumsal karışıklık ve başka uluslara sermaye ve teknoloji bağımlılığı artmaktadır. Nüfusun %10'u açlık sınırındadır. Her üç çocuktan birinin on yedi yaşından önce bir kamu yardımına gereksinimi vardır. 35 milyon Amerikalı sağlık sigortasından yoksundur. Her yirmi beş dakikada, bir cinayet işlenmektedir. Federal bütçe açıkları hızla artmaktadır. Eğitim düzeyi düşmüştür, toplumun fiziksel alt yapısı çökmekte, teknoloji temellerimiz hızla aşınmaktadır. Bankalarımız karışıklık içindedir, siyasal kutuplaşma, sinizim yayılmakta (Sinizm: insanın erdem ve mutluluk için hiçbir değere sahip olmaması. y.n.), ulusal yönetim zayıflamaktadır.” CIA görevlisi Graham E. Fuller 'in ABD için kaygıları Garten 'den farklı değil: “ABD eğer, ekonomik ve toplumsal sorunlarını çözmede başarı gösteremezse, Birleşik Devletler'deki etnik yapı Amerikan Demokrasisi'ni tehlikeye düşürecek ölçülerde çatlatacaktır.”

Özetle emperyalizmin bağrında ateşler yanıyor, fırlatılan Bumeranglar her yönden geri geliyor! Tam bir “etme! bulma!” dünyası yaşıyorlar.

Bitmeyen Oyun 'un sonunda çözüm önerileri de var... “Global Kirlenme'nin” önünde durmak isteyenler için önerilir.