Amerikan kapitalizminin temel hedefi, bütün zayıf ülkelerin hammaddeleri ve ulusal pazarlarını kendisi için birer açık kapı olarak tutmaktır. Bunun için diplomasi ve gerekirse zor kullanılmalıdır." (ABD Başkanı Wilson, 1902, Aktaran Metin Aydoğan, "Türkiye'yi Bekleyen Tehlikeler: Bitmeyen Oyun", s.89*)
Amerikalı şair Walt Whitman (1819-1892) kendi ülkesini şöyle tanımlıyor: "O ulusal federal devlet ve yerel düzeydeki yönetim; çürümüşlük, sahtecilik ve kötü yönetim batağı içinde. Adalet kurumları da bundan payını almış. Büyük İskender'i de, Roma'yı da geri bırakacak dev bir imparatorluğa doğru yol alıyoruz."
ABD, günümüzün en büyük emperyalisti olarak, Whitman 'ın utanç duyarak yaptığı tanımlamaya uygun imparatorluk adımlarını atmaya devam ediyor.
"Yeni Amerikan Yüzyılı" projesine gönül veren (silahlı üstünlüğe, rakipsiz dünya egemenliğine, Hitler 'in Nazizmiyle örtüşen faşizmine, köktendinci tarikatlara, ırkçılığa, bağnazlığa dayanan) günümüz muhafazakâr ABD yöneticileri (Neocon'lar) militarist, saldırgan politikalarıyla bu imparatorluk rüyasını gerçekleştirmek için dünyanın dört bir yanında bombalar, füzeler, silahlar, askerler yüklü uçaklarla, gemilerle keşif ve istila ataklarını sürdürüyorlar.
ABD'nin Irak'ı işgali, ardından Suriye'yi, İran'ı, Kuzey Kore'yi "sıra size geliyor!" diye tehdit etmesi, emperyalizmin küreselleşmesinin, dünyaya uygun gördüğü yeni düzenin ve "bitmeyen oyun"un günümüzdeki parçasından başka bir şey değil. Yalan ve korku üzerinde yükselen emperyalizm, kendisine olan nefretin ne kadar büyük boyutlara taşındığını, dünya halklarının büyük kısmının nefretini kazandığını biliyor.
Emperyalizmin, Irak'ta uyguladığı "yalan"a ve "korku"ya dayalı operasyonuyla gerçekleştirdiği işgal, onun "bitmeyen oyun"unun ne başlangıcı ne de sonu. İnsanlığın birkaç yüzyıllık tarihi, emperyalizmin oyunlarıyla dolu ve öyle görünüyor ki, artık içten çöküşünü yaşamaya başlayan bu "çamur ayaklı dev", kendi yarattığı bataklığa gömülmeden önce yeni oyunlarını oynuyor.
Öteden beri "böl, yönet, sömür, ez" politikasının mimarı olarak projelerini gerçekleştiren emperyalizm, politikasını "böl, yönettir, sömür, ezdir" uygulamasıyla, işbirlikçileri aracılığıyla sürdürüyor. Halkları birbirine düşürme, ulusları ve ülkeleri bölme, işbirlikçiler yaratma ustalığını tarihin hemen her döneminde, coğrafyanın hemen her noktasında kanıtlıyor. Emperyalizm ulusları ya da ülkeleri bölerek zenginliğine zenginlik, gücüne güç katarak büyüyor.
ABD'nin kuruluş dönemindeki Meksika'nın yerinde bugün Nikaragua, Honduras, El Salvador, Guatemala, Belize, Meksika adlı ülkeler var. Simon Bolivar'ın 1819'da kurduğu Büyük Kolombiya'nın topraklarında bugün yedi devlet var: Kolombiya, Venezüella, Ekvator, Peru, Bolivya, Panama, Kostarika. Orta Afrika Cumhuriyeti'nin topraklarında bugün beş devlet yer alıyor: Zaire, Kongo, Orta Afrika Cumhuriyeti, Burundi, Ruanda. Ortak dile, kültüre, geçmişe sahip, köklü uygarlıklar kurmuş olan Arapların 23 devleti var. Mısır'dan Sudan, Libya'dan Çad, Fas'tan Batı Sahra koparılmış. Basra Körfezi'nde Bahreyn, Katar, BAE, Kuveyt; 1916 Sykes-Picot İngiliz-Fransız anlaşmasıyla sınırları çizilerek Umman, Yemen, Suudi Arabistan, Suriye, Lübnan, Ürdün, Irak yaratılmış. 1948'de Filistin toprakları üzerinde kurulan İsrail var (ama Filistin'in hâlâ devleti yok.) Hindistan topraklarında Pakistan, Bangladeş, Nepal, Bhutan, Srilanka ve Hindistan, yani altı devlet yaşıyor. 1963'te, Malezya'nın yaratıldığı Endonezya'dan koparılarak geçen yıl da bayrağını Clinton'ın çektiği Doğu Timor devleti kuruldu. Başka örnek gerekir mi?
Bugün ABD, en büyük ekonomik dev; dünyanın her yerinde askeriyle, üssüyle, silahlarıyla, ürettikleriyle, dolarıyla, sermayesiyle, alacaklarıyla, şirketleriyle var, ama "Yıkılmadan Önce" (1976) adlı yapıtında Sovyetler Birliği'nin yıkılışını haber veren Fransız Tarihçi Emmanuel Todd, yeni çıkardığı "Evrensel Amerikan Gücünün Ölüm İlanı" adlı bir kitabında, ABD için "süper güçlerin çöküş hastalığının bütün özellikleri var. İçten bir çürümüşlük yaşıyor; askeri oligarşik güçle yönetiliyor." diyor. ABD'nin sonu da, emperyalist yayılmacılık hastalığı nedeniyle tarihe gömülen birçok imparatorluk gibi olacak.
Geçtiğimiz yıllarda emperyalizmi ve onun dünyada ve ülkemizde uyguladığı ve gelecekte uygulamak istediği politikaları irdeleyen Doğan Avcıoğlu 'nun "Türkiye'nin Düzeni", Haydar Tunçkanat 'ın "İkili Anlaşmaların İçyüzü", M. Emin Değer 'in "Oltadaki Balık Türkiye" gibi ufkumuzu açan çalışmalar yayımlanmıştı.
"Yeni Dünya Düzeni - Kemalizm ve Türkiye- 20. Yüzyılın Sorgulanması," "Avrupa Birliği'nin Neresindeyiz?, "Ekonomik Bunalımdan Ulusal Bunalıma" gibi yapıtlara imza atan Metin Aydoğan, çağımızı ve ülkemizi aydınlatma araştırmalarına devam ediyor.
Metin Aydoğan 'ın 1999'da yayımlandığında büyük ilgi gören ve yeni basımlar yapan "Türkiye'yi Bekleyen Tehlikeler Bitmeyen Oyun" adlı kitap, okurken tüyleri ürperten, yaşadığımız gerçekleri gizlilikten açığa ve bilince çıkaran değerli bir çalışma ve bugünü de aydınlatıyor.
Metin Aydoğan 'ın "Türk Devrimi'nin yeryüzü tanrılarına bir karşı çıkış, bir başkaldırış ve akılla bilimin yaşama egemen kılınması" olduğu, bu yüzden "yeryüzü tanrılarının onu hiç affetmediği" düşüncesi üzerine oturttuğu "Bitmeyen Oyun" adlı kitabının, daha uzun süre eskimeyecek bir kitap olduğu, yaşadığımız dünya gündeminde apaçık görülüyor.
* Bitmeyen Oyun, Metin Aydoğan , Kum Saati Yayınları, 11. basım.
|