BİTMEYEN OYUN YA DA
TÜRKİYE'Yİ BEKLEYEN TEHLİKELER
Adem Birinci - Yeni Mesaj 26.02.2003

Yedisinden yetmişine her Türk evladının bir başucu kitabı olarak elinin altında bulunmasını tavsiye edeceğim; değerli mütefekkir, araştırmacı yazar Metin Aydoğan 'ın, “Bitmeyen Oyun-Türkiye'yi Bekleyen Tehlikeler” adlı eseri, Atatürk 'ün ölümünden bugüne dek uzanan süreç içinde Türkiye üzerinde oynanan oyunları anlatıyor, hem de bütün çıplaklığıyla.

Kitabı okuduğunuzda eminim ki güzel ülkemiz için önce büyük bir umutsuzluğa düşüp, Türkiye'yi yıllardır “yönettiklerini zanneden politikacı kısmının zavallılığına” vahlanıp; sonra “madem böyle bir kitap ve biz okuyucular var” deyip ülke adına hem sevinecek hem de umutlanacaksınız.

1938'de Atatürk'ün ölümünden bu yana değişen ne acaba?

Dilerseniz kitaptan alıntılarla ülkemizin karamsar tablosunun bir fotoğrafını çekelim:

•Tam bağımsızlık kavramının artık geçerliliğini yitirdiği, ulus devletlerin ortadan kalkmakta olduğu ve küreselleşme olgusuna bağlanmanın tek yol olarak gösterildiği bir ortamdayız.

•Türkiye'de görünmez bir el ulusçuluk temelinde halkın sorularına eğilen ne kadar girişim varsa; yumuşak ya da sert, yasal ya da yasal olmayan her türlü yöntemi kullanarak bu girişimleri ortadan kaldıran ya da etkisizleştiren bir baskı gücünü çok ustalıklı biçimde işletiyor.

•Türkiye, bugün dünyada iç işlerine en çok karışılan ülke durumundadır.

•Gizli–açık, yumuşak–sert, ekonomik–siyasal her tür yöntem kullanılarak Türkiye bugün, ulusal sınırları ve hukuki varlığı tartışma konusu yapılan, dışa bağımlı, az gelişmiş bir ülke haline getirildi.

•Türkiye, IMF'den “uyum kredisi” alan 137 ülke içinde, “en çok borcu” olan ülkeler sıralamasında birinci sırada bulunuyor.

•Emperyalist devletlerin bugün Türkiye'de, 1919 İstanbul'undan daha çok adamı var ve bunlar artık yalnızca gönüllü yerel unsurlar değil. Kapsamlı programlarla yetiştirilmiş ücretli görevliler, toplumsal yaşamın her alanında efendilerine hizmet ediyorlar.

•IMF ve Dünya Bankası, bugün Türkiye'de, toplumsal yaşam alanlarının hemen tümünde, karar süreçlerini belirleyen mutlak egemenler haline gelmiştir. Bu egemenlik; Duyunu Umumiye işleyişinden ve 1920 Sevr'inin ekonomik–siyasal koşullarından daha derin ve etkilidir; aynı onlar gibi, doğrudan Türkiye'deki kamu işleyişinin etkisizleştirilmesine yönelmiştir. Çökertilen ulusal ekonomi, ağır borç yükü ve dış müdahalelere açık siyasi– hukuksal varlığıyla, Türkiye bu tür yönelmelere karşı artık direnemez durumdadır.

•Adalet Bakanlığı kayıtlarına dayanılarak yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye'de yaşayan ailelerin yarısı icra takibine uğramış durumda.

•Kamuoyunda “kabile devleti” olarak adlandırılan Tanzanya, Uganda, Ruanda gibi Afrika ülkelerinde bile gelir dağılımı Türkiye'den daha adil durumda.

•Türkiye artık IMF'ye tam olarak teslim olmuş durumdadır. 50 yıldır “ekilenler” bugün “biçiliyor.” Politik liderler, hangi partiye bağlı olurlarsa olsunlar hepsi, IMF reçetelerini uyguluyor. Türk halkına sürekli olarak “başka bir yolun” olmadığı söyleniyor.

•Türk halkı hızlı bir yoksullaşma içine girerken, devlet kuruluşları zarar ettirilirken, halka yeni dolaylı vergiler çıkarılırken; uluslararası şirket ortağı büyük holdingler, mali sermaye şirketleri ve spekülatörler olağanüstü kâr ediyor. Halktan alınan kaynaklar büyük şirketlere veriliyor.

•Bugün, yüksek enflasyon Türkiye'nin kaderi haline geldi. Bir Amerikan Dolarının Türk Lirası karşılığı milyon rakamlarıyla ifade ediliyor. Bütçenin %70'i borç ödemelerine ayrılıyor. Borç yükü 250 milyar dolar. Türkiye artık bir açık pazar durumunda. İşsizlik artıyor. KİT'ler satılıyor. Tahkim anayasaya girdi. Türkiye'de rejim tartışmaları artık günlük sohbetler haline geldi.

• Gerek İtalya'da ve gerekse Almanya'da özelleştirilen devlet işletmeleri milli şirketlere veriliyordu. Türkiye'de ise, stratejik yatırım alanlarındaki devlet işletmeleri başta olmak üzere, tüm kamu işletmeleri doğrudan yabancı şirketlere ya da ‘yerli' ortaklı yabancı şirketlere devredilmektedir.

• Türk halkı 50 yıldır hemen hemen tüm partileri denedi ve onları değişik oran ve sürelerde iktidara getirdi, ancak hiçbir dönemde sorunlarına çözüm bulamadı. İktidara gelen her parti söylediğinin tersini yaptı ve uyguladığı politikalarla halkın sorunlarına yeni sorunlar ekledi.

Ne yapmalı?

• Türkiye, emperyalizmin küresel sömürü ağına yakalanmış durumdadır. Ekonomik, politik ve kültürel yapısı, sürüklendiği kaotik ortam içinde, bozulma ve çözülme sürecini yaşıyor. Ulusal güçler örgütsüz ve dağınık. Buna karşın işbirlikçiler, mali ve teknolojik olanaklara sahip büyük organizasyonlar içindeler; eğitimsizlik ve yoksulluğun yarattığı bilinçsiz ortam, bağımsızlıkçı tepkileri körelten gizli işgal, değiştirilen tüketim alışkanlıkları ve kültürel yozlaşmayla Türkiye, Osmanlı'nın son günlerinden belki de daha ağır toplumsal sorunlarla karşı karşıya... Kemalizm'in varlık nedeni tam bağımsızlık, günlük yaşamdan gerçekten çok uzaklarda. Her yer Atatürkçülüğü yok eden “Atatürkçülerle” dolu .

• “Bugün, aydınların temel ve acil görevi, tüm ulus güçlerinin birliğini sağlamaktır. Bu görev günümüz koşullarında aydın olmanın da temel belirleyicisidir; ulusal birlik temelindeki tam bağımsızlık mücadelesinde emperyalizme ve yerli uzantılarına karşı tavır almayanlar, kendilerine ne ad verirlerse versinler aydın olamazlar. Türkiye'nin bugün yeni bir Kurtuluş Savaşı'na ihtiyacı var.

Bugün yapılması gereken, toplumun değişik kesimlerini ulusal çıkarlar doğrultusunda bir araya getirmek ve halkı esas alan bir örgütlenme içine girmektir.”

Eminiz ki bir solukta okuyacağınız değerli mütefekkirimiz Metin Aydoğan 'ın “Bitmeyen Oyun, Türkiye'yi Bekleyen Tehlikeler” kitabı sizleri; yeniden bir Kuvva-i Milliye ruhu, yeniden bir Müdafaa-i Hukuk bilinci, yeniden Misak-ı Milli ve İstiklal-i Tamlık fikriyle bezeyecek ve “Önce Tam Bağımsız Türkiye” diyeceksiniz...