| Avrupa Birliği konusunu, Bitmeyen Oyun ve Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye kitaplarımda kısaca incelemiştim. Bu incelemede, konuyu kendi başına değil; bütünün bir parçası olarak, 20.yüzyıl olay ve süreçleri içinde ele almış ve fazla derinleştirmemiştim. Bu tutum, o kitapların yazılış amacının bir gereğiydi.
Oysa Avrupa Birliği konusu başlı başına ele alınmalı, Türkiye'ye yaptığı ve yapacağı etki, kapsamlı bir biçimde incelenmeliydi. AB – Türkiye ilişkileri, halkın günlük yaşamına giren ve ulusal varlığı dolaysız ilgilendiren sonuçlarıyla hergün tartışılan bir konu haline gelmişti. Yapılan tartışmalarda, yoksul ve örgütsüz kılınmış, bu nedenle bilgi eksikliği içinde bulunan Türk halkı yer almıyordu. Kitleler, durumlarının her geçen gün daha kötüye gittiğini yaşayarak görüyor, ulusal kaygılar içine giriyor, ancak güvenebileceği doğru ve gerçek bilgiye ulaşamıyordu. Avrupa Birliği konusunda, gerçekte bir tartışma değil, tek taraflı yoğun bir propaganda yaşanıyordu. Mali ve siyasi güç sahipleri, arkalarına aldıkları dış destek ve medyanın etkili gücüyle, Türk Ulusuna sürekli bir biçimde yalanı ve yanlışı anlatıyordu.
Gerçekleri halka anlatarak, insanlarımızın kendileri, çocukları ve ülkelerinin geleceğine sahip çıkmasını sağlamak; Avrupa Birliği ilişkilerinin ne olduğunu, neyi amaçladığını ve Türkiye'yi nereye götürdüğünü ortaya koymak gerekiyordu. Konu, öznel yargıların yanılgısına düşmeden tam bir tarafsızlık içinde ve tarihsel boyutu ihmal edilmeden incelenmeli; gerçekler, somut, belgeli ve halkın anlayabileceği bir biçimde ortaya konulmalıydı. Bu kitapta bunu yapmaya çalıştım.
Önceden belirtmeliyim ki, kitabı okuduğunuzda “dehşete” düşeceksiniz. Çünkü, konuyu genel çerçevesiyle bilen, gelişmeleri izleyen ve düşüncelerini yazıya döken bir kişi olarak ben bile; kitaba temel oluşturan bilgilere ulaşıp, olaya tarihsel bütünlük içinde ve daha dikkatli bir biçimde bakınca çok rahatsız oldum ve gerçekten “dehşete” düştüm. Türk Ulusunun kendisine özgü ve üst düzeyde nitelikli tarihsel ve toplumsal gelenekleri ortada dururken; çözülen ve dağılan bir İmparatorluk, Bağımsızlık Savaşı, kurulan yeni devlet, yeni toplum ve çekilen onca acı, iki – üç kuşaklık bir tazeliğe sahipken; tarihi, hem de en ilkel biçimiyle “yeniden yaşıyor olmak” inanıyorum ki, sizleri de rahatsız edecektir. Bunu çok iyi biliyorum.
Kitabın somut bilgi ve belgeye dayandığını göreceksiniz. Ortaya koyduğum gerçeklere, Avrupa Birliğini savunmayı bir görev ve yaşam biçimi haline getirenler dahil, hiç kimsenin, tek bir itirazı ve somuta yönelen eleştirisi olamayacaktır. “Bitmeyen Oyun” ve “Yeni Dünya Düzeni Kemalizm ve Türkiye” kitaplarında olduğu gibi, bu kitap da belli bir kesim tarafından “yok sayılmaya” çalışılacaktır. Ancak Türk halkı, kitabı öncekiler gibi okuyacak, elden ele dolaştıracak ve yazılanların yaşamla örtüşen kanıtlanmış gerçekler olduğunu görerek; olumsuz gidişe karşı “bir şeyler yapma” sorumluluğunu duyacaktır. Kitabı bitirdiğinizde, Türkiye'de gerçek bir ulusal trajedinin yaşanmakta olduğunu, acı ve öfkeyle göreceksiniz.
Önsözde yazdıklarımın doğru ya da yanlışlığına elbette siz okurlar karar vereceksiniz. Önceki iki kitabın önsözünde bazı görüşler ileri sürmüş ve bu görüşlerin doğruluğuna ya da yanlışlığına okuyucunun karar vereceğini belirtmiştim. Kitaplardan birinin 11., diğerinin 3.baskıya ulaşması ve aldığım iletiler; okurların görüşlerime onay verdiğini gösteriyor. Bu kitaba da iletişim adresimi koyuyorum. Özellikle, “Avrupa Birliğinin Türk halkının gönenç ve mutluluğunun tek yolu ve Türkiye'nin geleceği olduğunu” söyleyenlerden, kitapta yer alan bilgi ve görüşlerden hepsini değil, yalnızca bir tekini çürütmelerini ve yanlışımı bulmalarını bekliyorum. Eğer böyle bir işi başarabilirlerse gerçekten mutlu olacağım. Yanılmış olmayı istiyorum; çünkü Türkiye'nin çok ciddi bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu açık ve net olarak görüyorum.
Kitabın ön hazırlıklarından baskıya hazır hale getirilene dek, her aşamada; kaynak araştırmalarına katılan, kuramsal önermelerde bulunan, tercüme ve düzeltmeleri yapan ve tüm bunların yanında yoğun bir biçimde sürdürdüğüm çalışmalarıma ortam hazırlayan değerli eşim Müzeyyen Aydoğan 'a, ve aşırı titizliğime katlanarak kitabı tam üç kez temize çeken Aynur Abancı 'ya okur önünde teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.
Metin Aydoğan
20.04.2002 |