Önümde Metin Aydoğan 'ın son kitabı duruyor : “Avrupa Birliğinin Neresindeyiz?”
Tabir-i caizse bir içim su. Bir çırpıda okudum bu enfes kitabı.
Metin Aydoğan , Avrupa Birliği denilen ve bazı uydu aydınların bir kara sevdaya tutulmuşçasına pazarladığı “sürecin” nasıl bir balon olduğunu siyasi, ekonomik ve sosyal açıdan derinlemesine irdelemiş. Yüzlerce belge ve delil kullanmış.
Avrupa Birliği Türkiye için bir imha projesi. Türkiye'yi adım adım ve sistematik olarak yok etmek için bir çok projeyi uygulamaya koyan “Avrupalı dostlarımız” (!) bunu, içerdeki mandacılara “Batılılaşma kriterleri, Kopenhag Kriterleri vs.” gibi uyduruk kriterler bombardımanı ile servise koyduruyor.
Bu “imha sürecine de Avrupa Birliği'ne giriş süreci” adını veriyor.
Metin Aydoğan Avrupa Birliği'ne giden sürecin yeni olmadığını, Tanzimat'tan bu yana Türkiye'nin önüne konulan Batılılaşma şartlarının aynı paralelde yürüdüğünü anlatıyor.
Şöyle diyor:
“İki kez yenilendikten sonra 1846 yılında Rusya'yı da içine alan Balta Limanı Anlaşması, günümüzde IMF ile yapılmakta olan anlaşmalar dizisiyle hem biçim hem de içerik olarak önemli benzerlikler gösterir. Sanayi, ticaret ve maliyede, karar inisiyatiflerini merkezi hükümetten alarak Avrupalı devletlere devreden bu anlaşmalar, Osmanlı İmparatorluğu'nu borçlanma tuzağına düşürerek sonu parçalanmayla bitecek çözülüş sürecini başlattı” ( Avrupa Birliği'nin Neresindeyiz ?, sy. 18)
“1856'daki “Islahat” politikacılarıyla günümüzde sürdürülen AB politikaları arasında her türlü öngörü sınırını aşan bir benzerlik vardır ve bu benzerlik hüzün vericidir. Aradan geçen yüz elli yıla, yaşanan onca olaya, çekilen acılara ve sağlanan kurtuluşa karşın, bugün aynı yerde olmak, her halde tarihte bir başka örneği olmayan toplumsal bir trajedi olsa gerekir” (a.g.e., sy. 55)
Metin Aydoğan , Avrupa ile ittifakı Atatürk 'ün bir emri olarak yutturmaya çalışanlara ise ‘Atatürk'ün şu sözlerini' hatırlatarak cevap veriyor.
“...Biliyorum ki, Batı ile uyuşma Türkiye'nin kaçınılmaz olarak köleleştirilmesi anlamına gelecektir” (a.g.e., sy. 75)
“Ahmaklar, memleketi Amerikan mandasına, İngiliz korumasına bırakmakla kurtulacak sanıyorlar. Kendi rahatlarını sağlamak için bütün bir vatanı ve tarih boyunca devam edip gelen Türk bağımsızlığını feda ediyorlar.” (a.g.e. sy. 75)
“Durumu düzeltmek için mutlaka Avrupa'dan öğüt almak, bütün işleri Avrupa'nın emellerine göre yürütmek, bütün dersleri Avrupa'dan almak gibi bir takım düşünceler belirdi. Oysa hangi bağımsızlık vardır ki, yabancıların öğütleriyle, yabancıların planlarıyla yükselebilsin? Tarih böyle bir olay kaydetmemiştir.” (a.g.e. sy.77)
Metin Aydoğan , Atatürk 'ün “Batı'ya ve mandacılığa” karşı sarfettiği bu kesin sözleri hatırlattıktan sonra, Türkiye'nin yönünü AB tuzağına çevirenlerin Gümrük Birliği'ne imza atarak nasıl bir ekonomik yıkıma yol açtıklarını tahlil ediyor:
“Gümrük Birliği'ne girdikten sonra ekonomik göstergeler kısa süre içinde siyasi istemlerden çok daha kötü bir gidişi haber vermeye başladı. Ucuzlayacak denilen hiçbir ürün ucuzlamadığı gibi gerçek bir ithalat patlaması yaşandı. Türkiye, beyaz eşya, elektrikli ev araçları, otomotiv yan sanayi, TV, müzik seti olmak üzere her türlü tüketim mallarının akınına uğradı. Türkiye'nin en iddialı üretim dalı tekstil ve konfeksiyonda ihracat azaldı. Üçüncü ülkelerden ucuz hammadde elde etme olanağını yitiren ilaç üretimi hızla ve yüksek fiyat artışlarına uğradı. Ağaç işleri, deri sanayi, tarım, mobilyacılık zor duruma düştü.
Türkiye'nin tarımsal ürün ve tekstil ağırlıklı az sayıdaki ithal ürününe tarife dışı engeller ve kotalar koydular (..) AB'nin karar organlarında yer alamayan dolayısıyla karar süreçlerine katılamayan Türkiye, alınan kararlara itiraz da edemiyordu.” (a.g..e. sy. 136)
Metin Aydoğan AB'ye giriş sürecinde ardı ardına yapılan Nice, Lüksemburg, Helsinki gibi zirvelerde alınan kararların Türkiye'yi bölünmeye götürecek dayatmalarla dolu olduğunu, Katılım Ortaklığı Belgesi'nin Sevr'den daha ağır maddeler içerdiğini, Kıbrıs, Ege, Güneydoğu gibi ulusal konularımız “AB kriterleri adı altında” tek tek elimizden alındığını belgeleriyle anlatmış.
Avrupa Birliği konusunda bir başucu kitabı olan bu eseri bütün okuyucularıma tavsiye ediyorum.
Okuduğunuz zaman göreceksiniz ki :
“Avrupa Birliği'nin neresindeyiz?” sorusunun cevabını “Avrupa Birliğinin çukurundayız” şeklinde vereceksiniz. |